anamursedir-anamur dergi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Sponsor Alanı

Anamur SEDİR

Anamur SEDİR 1993-1994

   -Aralık   1993  1. Sayı
   -Ocak    1994  2. Sayı
   -Şubat   1994  3. Sayı
   -Mart     1994  4. Sayı
   -Mayıs   1994  5. Sayı

MAKİ DERGİSİ

MAKİ DERGİSİ-105

Saat

Ana Menü

Sponsor Alanı

 

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 34  
»Bugün 9763  
»Toplam 9127835  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 54.236.35.159
» Bu sitemizi ziyaretiniz

HAVA DURUMU

ANAMUR

BOZYAZI İLKOKULU- ZUHAL AYDOĞAN-3

Çınar ARIKAN

27 Haziran 2020, 23:20

Çınar ARIKAN

BENİM ÖĞRETMENLERİM-3

 

             BOZYAZI İLKOKULU 4. , 5. SINIF ZUHAL AYDOĞAN

 

Hayırlısı ile Zuhal AYDOĞAN öğretmenimizin sınıfındaydık. 4. sınıfın birinci yarısından itibaren öğrenciliğimize kaldığımız yerden devam ediyorduk.

1968 Milli Eğitim Bakanlığı İlkokul Programı gereğince sınıftaki öğrenciler eşit sayıda gruplara ayrılır ve küme çalışması dediğimiz grup çalışmaları ile Sosyal Bilgiler ile Fen ve Tabiat Bilgisi dersleri işlenirdi. Gruplar belirli süreler için oluşturulur, Ünite konuları her gruba verilirdi. Öğretmenimiz sınıfı 7’şer kişilik guruplara ayırmıştı. Ben de bir grubun içerisinde yer almıştım. Tema konumuz insanların sağlığı idi. Fen ve Tabiat Bilgisi dersinden kümelere ayrılmıştık. Diğer dersler temaya bağlı olarak öğretmenin rehberliğinde sınıfta birlikte işleniyordu. Ancak küme çalışması yapılan dersler küme elemanları vasıtası ile anlatılacaktı.  Grup kendi arasında bir çalışma planı hazırladı, kümedeki arkadaşlar arasında tema konuları paylaşıldı. Bu arada yapılan her çalışma bir kâğıda yazılarak konuyordu. Küme dosyası olarak hazırlanıyor, öğretmenimizin incelemesi sonucunda uygulamaya geçiliyordu.

Küme çalışmasında  ‘İnsan Sağlığı’ adlı ünite konusunda bana ‘İlaçlar ve Antibiyotikler’ konusu verilmişti.  Ders kitabı dışından kaynaklardan konuyla ilgili araştırma yaparak çalışmayı hazırlamam gerekiyordu.

Şimdi yazıyı okuyanlar bana;  “Aç interneti, orada Google amcaya sor, hemen konuyu sana bulsun, kâğıda aktarıver.’ dediklerini duyar gibi oluyorum. Hay Allah iyiliğiniz versin!.. Bizim yaştakiler demez bunu elbette. Genç nesil böyle der. Ancak o dönemde bilgisayar, internet yok. Daktiloyu bile resmi dairelerde görüyorduk. Ancak imdadımıza yetişecek tek alternatif ansiklopedilerdi. Neyse ki okul kitaplığında ansiklopedilerden konuyu bulup, tek tek oradaki bilgileri parşömen (Beyaz çizgisiz - A4-fotokopi kâğıdına) yazmıştım. Sonra bunları temize çekip küme dosyasına yerleştirdim. Konuları anlatacağımız için nerdeyse her gün tekrar ede ede metni ezberlemeye yaklaşmıştım.

İşin doğrusu ilaç nedir diye sorulsa onu biliyordum. Birkaç aspirin, ağrı kesici yutmuşluğumuz vardı. Okulda aşılarda olmuştuk. Ancak antibiyotik kelimesi bana söyleyiş olarak o kadar zor gelmişti ki, bir hayli çaba harcamıştım. ‘Bu ne yahu… Doktor mu olacağım, bu da nerden çıktı böyle?“ demiştim. 4. Sınıf öğrencileri ilaçlar ve antibiyotikler konusunda 60 yıllarda bilgi sahibi oluyorlardı. Şimdi genç nesil ilaçla çok haşır neşir büyüdüğü için artık bu konuları daha iyi biliyor.

Kümeler tüm çalışmalarını bitirip sunum zamanı geldiğinde, küme başkanın daveti ile herkes sıra ile karatahtanın(yazıtahtası) sunumunu yaptı. Ben de sunumumu yaptım. Diğer gruplardan birkaç tane soru geldi. Onları da cevapladım. Öğretmenim bu sunumumu beğenmişti.

O tarihlerde ders olarak okutulmuş olan antibiyotikleri artık günümüzde kullanmayın diyor doktorlarımız. Zorunlu olmadıkça da hiç kimseye yazmıyorlar ilaç olarak.

Beşinci sınıfta birinci yarıyıldaydık. Okulun oyun bahçesi çok büyüktü. Beden eğitimi dersimiz vardı. Dışarıda sıra olmuştuk. Beden Eğitimi Dersini hepimiz çocuk olarak severdik.  Çünkü bol bol takım oyunları oynardık. Yakan toplar, mendil kapmacalar, bayrak yarışları, mendil saklamaca… Bugün hangi hareketleri yapıp ardından oyun oynayacaktık acaba? Zuhal AYDOĞAN öğretmenimiz geldi. Oyun bahçesinin ortaokulun (eski ilkokul binası) aşağı kısmında 50 metre mesafede bizi daire şeklinde dizdi. Kol mesafesi açılarak büyük bir daire oluşturmuştu. Dairenin tam orta noktasına gelip durdu. “Çocuklar bugün farklı bir oyunumuz var. Ben şimdi sıra ile sizlerin kulağına birer isim söyleyeceğim. Herkes o ismi aklında tutacak. Kimin ismini söylersem o gidip ortaokulun merdivenine çıkıp, geri gelecek. Ama oyunun kuralı gereği hiç kimse bir bibrine kendisine söylenen ismi açıklamayacak.” dedi. Sonra bir kenardan başlayıp sıra ile kulaklarımıza isim söylemeye başladı. Kime ne isim verildiğini bilmiyorduk. Yan tarafımda yer alan bir arkadaşıma öğretmen bir hayli bizden uzaklaşınca “Sana ne isim koydu?” dedim. O da bana “Yiyecek bir şey ismi.” dedi ama söylemedi. Ben de “Benimki de bir yiyecek ismi.” dedim ben de hangi yiyeceğin ismi olduğunu söylemedim.

İsim koyma işi bitince öğretmen dairenin güney tarafına çıktı. Kuzey tarafta ortaokul binası yer alıyordu. “Herkes hazırsa oyuna başlıyoruz. İsim söylüyorum. “dedi.  “Hazırız!.” Diye cevapladık. Ben Ortaokul binasına daireye göre yakın tarafta bulunuyordum.

Öğretmen Zuhal AYDOĞAN: “Patates!” dedi. Benim ismimde “Patates” konmuştu. Hızla koşmaya başladım. Ama ne koşma. Ben koşuyorum ama bütün sınıfta benimle birlikte koşuyordu. Ortaokulum merdivenlerine sığamadık. Üçüncü basmaktaki yoğunluktan ve itişmeden dolayı merdivenden aşağıya yuvarlandım. Yere düşmüştüm. Başım da çarpmıştı. Kaşımın üst kısmı derin şekilde kesilmişti. Bizim öğretmen herkesin kulağına meğerse “patates”  diyerek isimlendirme yapmıştı.

Beni öğretmenlerimiz aldılar. Okulda pansuman yapıldı. Kesikler bir hayli derindi. Babamı çağırdılar. Orman İşletmesinin jeepi ile acil olarak Anamur Ziraat bankasının arka kısmında bir dükkânda faaliyetlerini sürdüren merkez sağlık ocağına götürdüler. O zaman Bozyazı Anamur ilçesine bağlı bir kasabaydı. Orada sağlık ocağı da yoktu. Anamur Sağlık Ocağında 3-4 tane dikiş atarak kaşımızın üst kısmını diktiler. Bir ağrı kesici verdiler. Üzerini bandajla kapatıp “günlük pansuman yapın” diyerek gönderdiler. Bozyazı’ya eve babamla birlikte döndük.

Bir Salı günü olmuştu olay. Öbür Pazartesi gününe kadar okula gitmedim. Evde dinlendim. Öğretmenim, okul müdürümüz ve diğer öğretmenler de orman işletmesi lojmanlarında ziyaretime geldiler. Öğretmenlerin “geçmiş olsun” demelerinin ve onlara karşı da naz yapmanın keyfini sürdüm.

Bu talihsiz bir olaydı. Bundan dolayı öğretmenime hiç kızmadım. Belli ki bize bir şaka yapmak istemiş ve istenmeyen bir sonuç çıkmıştı ortaya.

Şimdi bakıyorum da velilerimiz öğretmenler çocuklarına az bir ters bakmış olsa, ‘öğretmen çocuğuma mobbing uyguluyor, psikolojik baskı yapıyor’ diyerek şikâyetçi olmanın yollarını arıyorlar. İnanın öğretmenlik de, öğrencilikte bugünlerden daha iyiydi o zamanlarda.

Atatürk'ün 100. Doğum yılında (1981) 24 Kasımın her yıl “Öğretmenler Günü” olarak kutlanmasına karar verilmişti askeri rejim tarafından. Belki bir dayatmaydı. Ama öğretmenlerin de bir günü olmalıydı. Öğretmenler Günü'nde öğretmenin toplum içindeki yeri, değeri, anlamı, değerini belirten konuşmalar yapılır. Öğretmenlerin her türlü sorunları, çalışma şartları dile getirilir. Öğretmenler Günü'nde; eğitime, öğretime hizmet etmiş, saygınlık kazanmış öğretmenler yapılan törenlerle anılır. Öğretmenlerin çocuk ve gençlerimizin yetişmesindeki katkıları anlatılır. Mesleğe yeni başlayana aday öğretmenler de bu törenlerde bayrağa el basarak and içerek söz verirler. Öğretmen Andı çok anlamlıdır. Böyle bir andı içen bir öğretmenden asla ve asla öğrencilere kötülük de gelmemsi gerekir. Öğretmenlerin arasına yanlışlıkla karışmış olanlar maalesef çıkabiliyor. Öğretmen toplumda her türlü tutumu, davranışı ve görünüşüyle örnek insan olmak zorundadır. Onlar çevrelerine ve insan haklarına saygılı davranırlar. Sevgi, saygı doludurlar. Ülkenin geleceğinin şekillenmesinde en önemli rolü onlar oynar. Eski günlerde olduğu gibi onlara güvenelim. Özverili çalışmalarını takdir edelim. Öğretmenlerimize sahip çıkalım.

Yazımızı ÖĞRETMEN ANDI ile bitirelim:

"TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASINA, ATATÜRK İNKILÂP VE İLKELERİNE, ANAYASADA İFADESİNİ BULAN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNE SADAKATLE BAĞLI KALACAĞIMA;

TÜRKİYE CUMHURİYETİ KANUNLARINI TARAFSIZ VE EŞİTLİK İLKELERİNE BAĞLI KALARAK UYGULAYACAĞIMA;

TÜRK MİLLETİNİN MİLLÎ, AHLÂKÎ, İNSANÎ, MANEVÎ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİNİ BENİMSEYİP,

KORUYUP, BUNLARI GELİŞTİRMEK İÇİN ÇALIŞACAĞIMA;

İNSAN HAKLARINA VE ANAYASANIN TEMEL İLKELERİNE DAYANAN MİLLÎ, DEMOKRATİK, LÂİK BİR HUKUK DEVLETİ OLAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NE KARŞI GÖREV VE SORUMLULUKLARIMI BİLEREK, BUNLARI DAVRANIŞ HALİNDE GÖSTERECEĞİME NAMUSUM VE ŞEREFİM ÜZERİNE YEMİN EDERİM."

Yazımızın 4. bölümünde buluşmak üzere…

Hoşça kalın.

 

Çınar ARIKAN

Eğitimci/Araştırmacı Yazar

Bu haber 8995 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
    ERMAENİSTAN (Şiir)24 Ekim 2020

Sponsor Alanı

Sponsor Alanı

 

ANKET

ANAMUR OKULLARINDA SERBEST KIYAFET UYGULANSIN MI?




Tüm Anketler

0cak - 2012 / Her Hakkı Saklıdır / Kaynak gösterilip, sitemizin ilgili sayfasına link verilerek alıntı yapılabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir-Site ticari olmayıp, kütüre hizmet eder.
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2012 Anamur Sedir