anamursedir-anamur dergi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Sponsor Alanı

  REKLAM ALANI

Anamur SEDİR

Anamur SEDİR 1993-1994

   -Aralık   1993  1. Sayı
   -Ocak    1994  2. Sayı
   -Şubat   1994  3. Sayı
   -Mart     1994  4. Sayı
   -Mayıs   1994  5. Sayı

MAKİ DERGİSİ

MAKİ DERGİSİ-105

Saat

Ana Menü

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 136  
»Bugün 978  
»Toplam 5584359  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 3.93.75.242
» Bu sitemizi ziyaretiniz

HAVA DURUMU

ANAMUR

Sponsor Alanı

TAMPINAR'A MEKTUB

Almaz BEYAZID

03 Nisan 2019, 18:32

Almaz BEYAZID

DENEMELER-ÇEVİRİ:

 

 

                     TAMRIPINAR’A MEKTUB

 

Çok değerli Ahmet Hamdi Tanpınar, “siz kökü bende bir sarmaşık olmuş dünya sezmekteyim” söylemişsiniz. Ben de kendimi bu sarmaşığın bir yaprağı zannediyorum. Ve size bir sayfalık mektup yazmak geldi içimden. Bu zaman gökyüzü kapalı, bulutlar ağlamak istiyomuşcassına dolu doluydu.

 

İşte, artık yağmur damlaları boncuk misali pencereme dokunarak birşeyler fısıldıyor. Ben yağmurun dilini bilmediğim için acıyorum kendime.

 

Siz zamanınızı ve mekanınızı değiştirdiğinizde ben daha bir yaşındaydım. Sizin bu dünyadakı yaşam sürenize yakın bir yaştayım şimdi. Bu tesadüfün anlamsız olmadığı kanısındayam. Bana göre hayata daha fazla tesadüflerle yaklaşmak zorundayız. Çocukken çok büyük sandığım dünyanın büyüdükçe beynime sığdırabileceğim kadar küçük olduğumu anladım. Dünyanın kalabalık olduğu kadar insanların yalnız ve tenha kaldıklarını da farkettim. Sizin sevip seçtiğiniz edebiyat benim de hayatımın anlamına dönüştü. Bana göre edebiyat zamanın ve mekanın anlam kazandığı beldedir. Fakat edebiyattaki zaman ve mekan bambaşka değer, bambaşka anlam ve farklı ölçütler taşımaktadır bana göre. 

 

“Ne içindeyim zamanın

Ne de büsbütün dışında” dizelerinizi okudukça, bu fikirlerimi tekrar anımsadım. Sizinle edebiyata ait zamanı duyduğum, yaşadığım için kendimle gurur duydum.

 

Tanıştığım yapıtlarınızda sizin insanın iç dünyasıyla bizim çevremizde bulunan yaşam arasındakı ilişkiyi, benzerliği ilginç bulduğunuzu, araştırdığınızı anladım. “Asıl seyahat imkanlarını sanatkarlarımıza, bize kendimize ve dünyaya tanıdacak olanlara vermeliyiz. Çünki asıl yaşatacak olan sanattır”-yazmışsınız. Bu sanatın en önemli olanlarından bir tanesi de edebiyattır sanıram.

 

Evet, bizi kapsayan bir sürü şeyi de insan yaratmış. Ama insanın iç dünyası büsbütün dışarıya yansımamış. İnsanın özünde sakladığı o denli ilginç şeyler var ki... İşte, edebiyat o sırlarla uğraşmak içindir.

 

Kimi zaman güzel sanatlar edebiyatla ilgili hayal kırıklığından doğuyor. Romanlardan uyarlanan filimlerde, oynanan tiyatrolarda karakterleri canlandıran aktörler, oyuncular bile gerçek hayatta yarattığı kahramanlar kadar cesur, vicdanlı, vefalı olamıyorsa, o zaman güzel sanatlar kime ve neye hizmet edebilir ki? Seyirciler biraz daha uzaktalar, bari oyuncular karakterlere benzemek için çaba harcasınlar...

 

Edebiyat hayattır, ama hayat edebiyat değil. Hayat edebiyat olmağı becerseydi...

 

Hayatı, insanı araştıran  hemen hemen her yazar rüyaya yaklaşıyor. Size de “rüya şairi” dediler. Hayallerimizin, isteklerimizin, düşlerimizin birer tablosu hükmündedir rüyalarımız.  Kafamızın gözükmeyen bölümlerinin yansıtılmasıdır rüya görmek. Rüyalarda zaman ve mekan farklı bir anlam kazanır. Tıpkı edebiyatta olduğu gibi. O zaman edebiyata yazarın yön verdiği rüya diyebilir miyiz?..

 

Çok değerli Ahmet Hamdi Tapınar, biz sizinle aynı dünyayı, aynı rüyayı paylaşıyoruz. O yüzden düşüncelerimzin akraba olduğu kanısındayım. Şimdi, burda ben de sizden bir parça taşıyorum. O zaman orda, ben doğmadan siz de benden bir parçaya sahiptiniz.

 

“Rab onlara:-Yolunuz açık olsun, diyordu. Hayrın ve şerin, hazzın ve ıstırabın, aşkın ve ölümün bahçeleri sizindir. Sizi kendi suretimce yarattım. Size arzu bahş ettim. .. Ay`ı ve Yıldızlar`ı ve Güneş`i bahşettim. Sizi hayatın ve ölümün efendisi kıldım...”

 

“Ademle Havva” öykünüzü okudukça uzun uzun düşündüm: Rabbim bu sözleri hansı dilde söyledi? Neden insanlar Rabb`in dilinde konuşmadılar, ya da konuşamadılar? O, bizi bir birimizden yaratmışsa, o zaman bu dünyada binlerce dile, yüzlerce ülkeye, milyonlarca gelenek ve göreneğe ne gerek varmış? Aynı Yılduzlara, Ay`a, Güneş`e bakıyorsak, sınırlara, yasaklara ne hacet var ki?!

 

Dünya dedikleri belde Vatan olmuş olsaydı savaşlar dahi olmazdı. Bizim bir vatan seçmemiz gerek. Ne dersiniz, vatanımız edebiyat olsun mu?!

 

Einstein kızına yazdığı mektupta belki de gezegenimizi yerlebir edecek nefreti, egoizmi ve açgözlülüğü yok edecek kadar güçlü aleti, sevgi bombasını hazırlamağa daha hazır değiliz diye yazıyordu.

 

Kim bilir belki de bir süre sonra evrene fırlatılacak sevgi bombasının hazırlanmasında edebiyatın kocaman katkısının olacağına inanıyorum.  O an geldiğinde zamanın içinde ve dışında olmayan,

 

“Mavi, masmavi bir ışık

Ortasında yüzmekteyim.” diyen Ahmet Hamdi Tanpınar`ın yarattığı sevgi kıvılcımı kocaman bir ateşe dönüşecek.

“O an ben

Ne içindeyim zamanın

Ne de büsbütün dışında

Söylediğiniz dizelere çok benzeyen

Bende sığar iki cihan

Ben bu cihana sığmazam” beyitiyle yeni zaman ve mekan yaratan Nesimi`yi de göreceğim.

 

“Selam olsun bizden güzel dünyaya

Bahçelerde hala güller açar mı?

Selam olsun sonsuz güneşe, aya

Selam verdiğiniz dünyaya” karşı duyduğunuz eşsiz sevginin varlığını duyumsuyorum dizelerinizde. Sadece dünyayı sevenler onu bu denli güzel görmesini, onunla ilgili bu denli güzel konuşmasının bilirler;

 

“Denizin iki manzarası beni çıldırtırdı. Birisi bu kayaların sahile bakan yerinde sabah ve akşam saatlerinde durğun denizin işiğıyla, dipteki taş ve yosunlarla aldığı manzara, biri de öğle saatlerinde güneş vuran suyun elmas bir havuz gibi genişlenmesi”.

 

Bu manzara bugün, burda benim de ruhumu titretiyorsa, insani duyguların zaman ve mekanla ilgili değişmediğini anlıyorum. Dünün zevkini, geçmişin hazzını bana ilettiğiniz için size teşekkür ederim.

 

“Antalyalı kıza” yazdığınız mektupta Kerkük`te damlarda yatarken yıldızların dalğa dalğa vücudunuza ve ruhunuza dolduğunu yazmışsınız.

 

Bu anlatımlar bana şimdi düşmanların elinde esir olan Karabağ`ı anımsattı. Her yaz anneannemle gittiğim köyümüzde geceleyin damda yatarken derin göklerin, yıldızların gizemleri alakalı düşünüyor, hayata, yaşama ait yanıtlar arıyor ve düşler kuruyordum. O düşler daha sonra öykülerimde kendine yer edindi.

 

En büyük sevgi sevgini verdiğini düşündüğün insana karşı duymuş olduğun sevgidir kanımca. Ben sizin bu sevginizin izini sürerken Mahpeyker Sultan’a yazdığınız mektupla karşılaştım.

 

“Heyhat ki, o gece güneş ve ay ile bütün yıldızlar ve onsekiz bin alemde o kadar parıltılı günler, aylar ve yıldızlar varken, ben fakire, ben hakire, ben karıncaya bu devlet nasıl nasip oldu ve zayıflar zayıfı karınca iken nice Süleyman oldum diye sevincimin aşırılığından yatağımda sevinç delisi olup saatlerle çırpınırdım”.

 

“Aşk dediğin nedir ki

Histen nefesten varlık

Umutsuzluk içinde

Karanlığa son işık

Gözlermizi kapadığımızda gördüğümüz tek varlık ışıktır.

 

“İnsan insana hangi derdini anlatabilir? Yıldızlar birbiriyle konuşabilir, fakat insan insanla konuşamaz” yazmışsınız.

 

İzninizle, size itiraz etmek istiyorum. O zaman şimdi bizim burda sizinle konuşmamızın adı ne, peki?!.

 

Çok değerli Ahmet Hamdi Tanpınar, ben mektubumu sonlandırmak üzereyim artık. Masamdaki “Sahnenin dışındakiler” kitabınızın kapağından Bakü`nün İçerişehri`ni anımsatan bir İstanbul sokağının resmi bana bakıyor. Kitabı açıp şu satırları okuyorum:

 

“Akdeniz güneşi, yumşak berraklık denizin tehlikeli varlığını bile çok uysal bir tanrı yapan güneş bu küçük kasabada bütün hayatımızın mimarıydı. Onunla yatar, onunla kalkardık. Herşeyin derinliklerine o, uzandığı için ölüm bile acı manasını kaybederdi”.

 

“Bazı kapıların bize kapalı görünmesi, önünde değil, arkasında durduğumuz içindir” sözlerinize karşılık ben büyük Türk edebiyatının ünlü yazarı Ahmet Hamdi Tanpınar`ın dünyaya açılmış edebiyat kapısının önüne geçerek dünyayı, hayatı, insanlığı, zamanı ve mekanı seyretmek imkanını buldum diye yazıyorum.

 

Bu mektubun size ulaşacağından, bana yanıt mektubu yazacağınızdan adım gibi eminim. Ölüm ayrılık değil. Başka türlü varolmaktır. Buluşacağımız yer mutlaka vardır. Değişmiş halimiz, kaybolmuş hafızamız birbirimizi tanımamıza olanak tanımayacaktır belki de. Ama ayni sevgi, his ve duygularla hemen yakınlaşacağımızdan eminim.

 

23 Haziran sizin ve torunum Beyazıd`ın doğum tarihi. Size yazdığım mektubun zamanıysa doğum günüme denk geliyor. Zamanların böyle denk gelmediyse daha bir ilginç yaşam düzeni, tesadüfüdür bana göre.

 

Sizin “içinde geniş hayatın davetini duyurdum” sözleriniz yazılan kitabınızı dünyaya davetiye misali sol elimle göğsümde tutuyor, sağ elimle mektubuma son noktayı koyuyorum ve kendimi dünyanın değerli misafirlerinden birisiymiş gibi kabullenerek devasa bir memnunluk duygusu yaşıyorum.

 

Almaz BEYAZİD

Azerbaycan-Sumgayıt

6 Mart 2018

 

            

                       Almaz BEYAZID Kimdir?  

                1960  yılında Azerbaycan’ın Sumqayıt şehrinde doğdu.

                         İlk hikâyesi 12 yaşında çocuk dergilerinin birinde neşredildi.

                         Azerbaycan Devlet Üniversitesinin Rejisörlük İhtisası bölümünü bitirdi. Diplomasını işletmedi.

              2 kitabın yazarıdır.

              1-Derebeylik

              2-Yazılmayan

              Bu kitaplarında neşrettiği yazıları toplanmıştır.

              Edebiyat ve sanatla ilgili yazılar yazmaya halen devam ediyor.

              Evlidir. 3 kızı, 2 torunu vardır.

Bu haber 681 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
    TEK AYAKKABI15 Kas?m 2019

Sponsor Alanı

Sponsor Alanı

REKLAM ALANI 

ANKET

ANAMUR OKULLARINDA SERBEST KIYAFET UYGULANSIN MI?




Tüm Anketler

0cak - 2012 / Her Hakkı Saklıdır / Kaynak gösterilip, sitemizin ilgili sayfasına link verilerek alıntı yapılabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir-Site ticari olmayıp, kütüre hizmet eder.
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2012 Anamur Sedir